BASINA VE KAMUOYUNA

BASINA VE KAMUOYUNA
Bilindiği gibi 3 Ağustos 2014 tarihinde İŞİD Şengal’e saldırdı. Beşbin Êzidîyî katletti, İkiyüzbin Êzidî kaçmayı başardı. IŞID hala Üçbin Êzidî kadını esir olarak elinde tutmakta ve her gün kadınları esir almaya devam etmektedir.
Şengal Kadın Meclisi 2016 yılında yaptığı çağrıyı bu yılda tekrarladı. Bu çağrıya cevaben biz kadınlar olarak; IŞID’in Êzîdî halkına karşı yürüttüğü soykırımın üçüncü yıldönümü vesilesiyle, 3 Ağustos gününün ‘Kadın kırımı ve Soykırıma karşı Uluslararası Eylem Günü’ olması için çağrımızı yineliyoruz. 3 Ağustos’un kadın kırımına karşı uluslararası mücadele günü olarak ele alınmasını ve o gün ortak eylemler yapılmasını öneriyoruz. Yine biz kadınlar 3 Ağustos 2017 günü yerel saatle saat 11.00’de eşzamanlı olarak dünyanın birçok yerinde bir dakikalık saygı duruşu ya da bir dakikalık sessizlik önerisi yaparak bu temelde eylemlerimizi gerçekleştireceğiz.
Bu öneriyi tüm kadın kurum ve örgütlenmelerin desteğine sunuyoruz. Bu vesilesiyle tüm savaş ve çatışmalı bölgelerde haklara yönelik soykırım ve kadınlara dönük cins kırımına karşı birlikte mücadele edebileceğimize inanıyoruz.
3 Ağustos’da yapacağımız etkinliklerin görsel ve yazılı olarak sizinle paylaşılması aynı zamanda medyada yaygınlaştırılarak duyulması bizim için anlamlı olacaktır.  Hem hepimize büyük bir moral olacak, hem de 3 Ağustos günü anlamına yönelik duyarlılığı arttırmış olacağız.
Hep birlikte kadın soykırımının olmayacağı bir dünyada yaşamak dileğiyle…
Çağrımızı yineliyoruz.
3 Ağustos gününün ‘Kadın kırımı ve Soykırıma karşı Uluslararası Eylem Günü’ ilan edilsin.
ZORLA ALIKONULAN KADINLAR İÇİN MÜCADELE PLATFORMU

Mültecilik En Büyük Hak Gaspıdır

Mültecilik En Büyük Hak Gaspıdır

Yerel ya da bölgesel savaşların en büyük kurbanları, savaşların karar vericisi olmayan halklar; kadınlar ve çocuklardır. İnsanlık tarihinin en büyük trajedisi, doğdukları yerde yaşamalarına izin verilmeyenlerin, göç yollarında, mülteci kamplarında, dillerini, kültürlerini, kimliklerini bilmedikleri insanlar arasında yaşamak sorunda kalmasıdır. 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü vesilesiyle Zorla Alıkonulan Kadınlar İçin Mücadele Platformu olarak, 2017 yılı Dünyasında, yerinden zorla edilenlerle ilgili görüşlerimizi paylaşmak isteriz.
İnsanlığın en eski trajedisi olan “mülteci olmak” meselesiyle ilgili, Ortadoğu’da ve yıkımların yaşandığı tüm coğrafyalardaki vahim tablo bugün de devam etmektedir. İç savaşlar ve her türlü çete-örgütlerin saldırıları nedeniyle insanlar toplu biçimde öldürülmeye,  evlerinden zorla çıkartılmaya devam ederken; kadınlar ve çocuklar sistematik fiziksel ve cinsel işkenceye maruz kalmakta ve köle pazarlarında satılmaktadır. Birleşmiş Milletler verilerine göre, halen 10.000’i aşkın mülteci çocuk kayıp durumdadır ve akıbetleri bilinmemektedir. Sadece bu veri bile, zorla yerinden edilmenin insanlığa karşı işlenen bir suç olduğunu kabul etmemizi gerektirmektedir.
Savaş esnasında maruz kaldıkları ciddi ihlaller bir yana, mülteci durumuna düştükten sonra, çocuk ve kadın bedenini doğrudan hedefleyen, organ mafyasından tutalım köle pazarlarında satmaya varan anlayış; yüzyılın barbar-iktidarcı-faşist ve insanlık dışı anlayışı olarak tarihin karanlık sayfalarına geçmiştir. Platformumuz, Ortadoğu’daki cihadistislamist çete örgütlerinin farklı halklara yönelik işledikleri savaş suçlarının takibi ve kayıp kadınların izini sürdürmek amaçlı kurulmuş bir platformdur. 4 Ağustos 2014’de Şengal’de yaşayan Ezidi halkına yönelik gerçekleşen 73. ferman, aslında, Kuzey Afrika’dan Afganistan’a, Irak’dan Suriye’ye kadar farklı isimler alsa da, egemen zihniyetin ve cinsiyetçi katliamcı pratiklerinin ne kadar da benzer olduğunu ortaya koydu.Bugüne kadar IŞİD ve benzeri çete örgütlerin elinden kaçabilen kadınların tanıklıkları, ne tür işkence ve tecavüzlerin gerçekleştiğini ortaya koyarken; halen yaklaşık üç bin beş yüz kadın (beraberindeki çocuklarla birlikte)  alıkonulmuş durumdadır. Zorla alıkonulan Ezidi, Ermeni, Süryani, Şii Türkmen kadınlar sistematik olarak pazarlarda satılmakta, cinsel ve fiziksel işkenceye maruz kalmaktadır. Kadına, tarihe, doğaya, tarihi mirasa, farklı din ve inanca mensup halklara; kısacası tüm insanlık ailesine düşman bu anlayışla mücadele, platformumuzun varlık nedenidir.
 4 Ağustos Şengal soykırımı sonrası, onbinlerce Ezidi sınırları aşarak ilk olarak, Federe Kürdistan Bölgesinde ve Diyarbakır, Şırnak, Batman, Siirt olmak üzere birçok Kürt şehrine dağılmak durumunda kalmışlardır. Benzer şekilde Suriye ve Irak’daki birçok yerleşkeye yönelik saldırılar ve toplu infazlardan sonra, hayatta kalanların ezici bir çoğunluğu “mülteci” durumuna düşmüşlerdir. Kısa bir özet yapmak gerekirse;
 Mültecilerin insan kaçakçıları eliyle Akdeniz sahillerine kadar varmalarına seyirci kalınmakta ve bu nedenle günde onlarca sığınmacı boğularak yaşamını yitirmektedir.
Mülteci kız çocuklarının kaçının kuma olarak verildiği hususu, ilgili Bakanlıklarca bugüne kadar yanıtlanmamış sorulardandır.
Ezidilerin 4 Ağustos soykırımı sonrası sığındığı Şırnak, Batman, Siirt, Diyarbakır kamplarının DBP’li belediyelere kayyum atanmasından sonra apar topar kapatılmasıyla, onbinlerce Ezidi’nin akıbeti bilinmemekte; gönderildikleri söylenen AFAD kamplarına devlet görevlisi dışında hiçbir sivil toplum örgütü temsilcisi veya muhalif partili milletvekilleri alınmamaktadır.
Böylelikle soykırım mağduru Ezidiler, mültecilik içinde mültecilik statüsünü yaşamış; maruz kaldıkları hak gaspları katlanarak artmıştır.
 Zorunlu göç, insanların, yaşadığı yeri, evi, tüm maddi ve maneviyatıyla birlikte bırakıp terk etmek zorunda kalmak demektir. Zorunlu göç olgusunu biz 90’lı yıllarda yaşadıklarımızdan da gayet iyi biliyoruz. Bugün de, son bir yıldır, “kamulaştırmasız el koyma” kararlarıyla birlikte, demografik yapının Devlet eliyle değiştirilmesine tanıklık etmekteyiz. Zorunlu göç, sadece bir sınırdan diğer sınıra geçmekle değil; bizatihi evlere, mülkiyet hakkına, tarihi değerlere, halkın ortak mirasına el koyulmasıyla da yaşanmaktadır. UNESCO Dünya Kültür Mirası içinde yer alan Sur Bölgesinde birçok mahallenin boşaltılmasıyla orada yaşayan insanlar da zorla yerinden edilmektedir.
 Platform olarak, bir kez daha, 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü vesilesiyle, zorla alıkonulan her bir kadın için mücadelemizi sürdüreceğimizi, mülteciliğin son bulmasının yolunun savaşsız, sömürüsüz bir dünyadan geçtiğinden hareketle, adil bir yaşamı tesis etmedeki kararlılığımızı vurgularız.
 20.06.2017
 ZORLA ALIKONULAN KADINLAR İÇİN MÜCADELE PLATFORMU